Cumartesi, Şubat 16, 2013
Perşembe, Temmuz 22, 2010
arabesk
işte şimdi gidiyorum..sonu karanlığın iki üç ton açığı olan bilinmezlere..dünya ne kadar da ağırmış hissedebiliyorum artık..duygularım birbirine girmiş; sesi görüyor, kokuyu işitiyorum..
ağlamak kolay, gözyaşında boğulmak zor derler..işte ben bugün tam olarak kendi gözyaşımda boğuluyorum..ruhumu yakmışım aşksızlığın verdiği üşümeden..o yüzden size duygusuz gelebilirim..belki de bu yüzden ağlıyorum..
gitmekten değil ama en çok da geri dönememekten korkuyorum..ya da döndüğümde gittiğimdeki gibi bulamamaktan..
işte bugün katıyorum yanan ruhumun yanına geçmişimi, geleceğimi, şimdimi..alevler daha da büyüyor..her şeyi yakıyorum..seni bugün her bir hücrene kadar yakıyorum..kafamda öldürüyorum seni..
işte şu an Allahına kadar gülüyorum..neden güldüğümü bilmiyorum..ya zihnimde yaktığım devasa ateşin verdiği huzur beni güldürüyor ya da içinde yaşadığımız arabesk dünyanın boktanlığına gülüyorum..bilmiyorum..
yazan Burak Sevim zaman: Perşembe, Temmuz 22, 2010 0 yorum
Perşembe, Mayıs 31, 2007
onbeş dakika
yazan Burak Sevim zaman: Perşembe, Mayıs 31, 2007 0 yorum
Salı, Nisan 17, 2007
yolda sensizlik

hep yalnız yürüdüm bu yolda.sen varken sensiz yüremek çok koyuyormuş adama.sonra yolumdaki ağaçlar tanıdık gelmeye başladı bana..hep aynı yolu mu yürüyorum farkına varmadan?
aklıma birşeyler geldi bunu anlamak için..cebimden çıkardım kalemimi ve solumdaki ağaçlardan birinin bağrına "Kader" i kazıdım..canı yanmış mıydı acaba ağacın?
yürümeye devam ettim.tabi sen hala yoktun.ara sıra beynimde belli belirsiz görüntüler kiminin gerçek yaşam dediği..benim bütün realitemin bu yol olduğunu bilselerdi..
derken ağaçlar tekrar tanıdık gelmeye başladı..sanırım "Kader" i kazıdığım ağaca yaklaştım..soluma bakındım ama "Kader" i göremedim ağacımda..bir kaç adım attım yalnızlığa.durdum..az önceki ağaçta ters olan birşeyler vardı..yaklaştım hemen..birisi silmiş "Kader" i.bunu senin yaptığını anlamam uzun sürmedi tabi.belli ki bu yolun hep aynı olduğunu,sürekli belli bir dairesel alanda yürüdüğümü anlamamı istemiyorsun.bunu senin yaptığını hemen anladım..sen kokuyor bütün yol..senin kokunu her yerden alırım ben..gerekirse yolun sonunda olsun gene de alırım..pardon yolun sonu diye birşey yok..yolun sonu tam olarak bulunduğum yer..
şimdi bana diyorsun ki işte bu yolun çıkışı burası..kaç,kurtul buralardan..bana diyorsun ki ağaca yazdığın yazıyı okumadan mı yazdın..kader böyle istedi diyorsun..kaç,kurtar kendini diyorsun..
ben sana ulaşamadığım ve asla ulaşamayacağım bu yolda çok mutluyum..kurtulmak isteyen de kim?yolda yürümeye devam ediyorum..senin sildiğin "Kader" in yanına gelmişim..sildiğin yerin hemen altına "Lütfen hayata sarılmayı dene..Benim için yap bunu" yazıyorum..
senin yazıya ne yapacağını bilmiyorum..bildiğim tek şey baktığım yerin gördüğüm yer olmadığı..gördüğüm yer ise senin suretin,kalbin ve sana olan yalın ve beklentisiz aşkım..
yazan Burak Sevim zaman: Salı, Nisan 17, 2007
Pazar, Nisan 15, 2007
papatyalar
yazan Burak Sevim zaman: Pazar, Nisan 15, 2007
Çarşamba, Nisan 11, 2007
ben
ağzımdaki zehirde muhtemelen üç dört nefeslik ölüm kaldı.etrafım kalabalık ve bu kalabalık anlık.hepsi benim yanımdan yere yığdığım bana bakıyorlar.hem yığılanın hem yığanın ben olduğumu bilselerdi..
kalkıyor yerdeki ben zorlana zorlana..yüzündeki kanları temizliyor.yanıma yaklaşıyor.ağzımdan sigarayı çekiyor.bir nefes ölüm de o alıyor ve geri veriyor ölümümü bana.
Ölümden nefes çekme sırası bendeyken bana karşı konuşmaya başlıyor mağlup ben:
"beni ancak sen devirebilirdin.burdakilerin birçoğu belki de beni saniyelik zamanda öldürebilecek güce sahipken,bunların içinden beni ancak sen yıkmayı başarabilirdin."
gülüyorum pis bir şekilde sigarayı yudumlarken:
"madem öyle son dövüşünde niçin aramızdaki en aciz olanı seni yerle bir etti?"
bu sefer ben gülüyorum ve konuşmaya başlıyorum elimde sigara olmaksızın:
"o beni yerle bir etmedi..edemez de..çok kötü hırpaladı kabul ediyorum ama beni yerle bir etmedi.."
bir anda elimde bir sigara beliriyor ve tekrar ben konuşmaya başlıyorum:
"güldürme beni adamım..o aciz seni kötü benzetti.ona karşı bile kendini savunacak gücün yok.."
sigara kayboluyor:
"anlamıyorsun değil mi..yıkılmak dayak yemek değildir.o acizin yumrukları hayatın yumruklarının yanında gıdıklar sadece beni ki hayatın beni nakavt etmesi bile yıkılmak değildir.."
elimdeki sigaranın artık ellerimi ısıttığını hissediyorum..bitiyor marketten az önce aldığım ölümün yirmide biri:
"neler saçmalıyorsun sen..ne demek istiyorsun..hiçbir şey anlamıyorum.."
elime bakıyorum sigara yok:
"anlamak için görmek gerekir.görmek zordur ama bir o kadar da kolaydır..yeter ki doğru yerden bak..unutma beni ancak sen devirebilirsin.."
sigaranın son yudumunu çekiyorum ciğerlerime.izmariti yere atıyorum ama artık karşımda değilim.. karşımda sadece az önceki kalabalık..aklımda sorular var..acaba galip ben,beni tam olarak anladı mı..onunla konuşmam lazım..birkaç kişiden sigara isteyecek oluyorum..kimse ölümünü benle paylaşmak istemiyor..çaresiz anladığını umuyorum galip ben'in,beni..sonra aklıma sigarayı yakmadan önceki ilk sözlerim geliyor:
"kural bir,kimseye bizden bahsetmeyeceksiniz..kural iki,kimseye bizden bahsetmeyeceksiniz..ve kural üç,bu gece ilk sigaranızsa herkes kendiyle yüzleşmek zorunda.."
bu cümleleri ben mi kurdum yoksa ben mi kurdum hatırlamıyorum..
yazan Burak Sevim zaman: Çarşamba, Nisan 11, 2007 3 yorum
Cuma, Mart 09, 2007
yalnız kurt
yazan Burak Sevim zaman: Cuma, Mart 09, 2007 3 yorum
Pazar, Aralık 17, 2006
meridyen

"biz" küçüktük.koştuk,oynadık günlerce,haftalarca.resmin resmimdi yukarıdan döne döne düşerken.
ben çok umursamazdım seninle hala "biz" iken.har vurup harman savuruyordum "biz"i "biz"sizliği düşünmeyerek.sense çok bağlıydın "biz"e.ben ne kadar vurdum duymazsam sen o kadar bağlandın umutsuzluğun umuduna.
sonra büyüdük.koşar adımlarımız yavaşladı her ne kadar istemesek de.büyüdükçe anladık hayatı,zamanı,gerçeği,yalanı.ben "biz"in benim için ne kadar önemli olduğunu anladım.nefes almaktı "biz" oksijensiz ortamlarda.ya da hayata sarılma olduğunu anladım "biz"sizlikte beyaz kağıdı anlamsız anlamsız karalarken.ama artık geçti sanırım.geç kalmıştım "biz"e sayısını sayamadığım nikotin aralarında.çünkü biz artık "biz" değildik.sen uzaktaydın ve senin şu anda olduğun meridyenin uzatısı tam kalbimden geçmekte.
bazen boş gözlerle izliyorum hayatı en ön koltuktan.hayat bir oyun ben bir seyirci sense çok uzak.sen bilmem kaçıncı rüyanı görürken ben emin ol sayısını sayamadığım nikotin aralarına bir yenisini ekledim.
ey kalbimi deşen meridyen.sence öbür ucundaki insan yeni yeni insanlarla yeni yeni bizler oluşturabilir mi?ya da bu oluşum "biz" olabilir mi?sanmıyorum."biz" sen ve ben demek.hiç bir dil kitabında sen ve üçüncü tekil şahıs "biz" değildir.
şu lanet uzağı yakınlaştıralım.tekrar "biz" olalım.ben sen olayım sen de ben.karışalım birbirimize.bu adam "biz"i çok özledi sessizce...
(Bu yazı yaşanmış bir olayın derlemesidir.Canım kardeşim,dostum,kankam olan kişiye ithaf edilmiştir isim verilmeksizin)
yazan Burak Sevim zaman: Pazar, Aralık 17, 2006 5 yorum
Çarşamba, Kasım 01, 2006
zaman
zaman geçiyor.ne yaparsak yapalım geçiyor.durduramıyoruz çünkü aslında farkında değiliz zamanın gidişatından.anlamayız onun geçtiğini.hem de bu kadar hızlı akarken.geriye dönsek anlayacağız aslında zamanın geçtiğini ama dönemeyiz işte.belki de korkaklığımızdan.zamanın geçmesini sindiremeyeceğimizden.belki de aslında farkındayız zamanın geçtiğinin ama bunu kendimize bile itiraf edecek gücümüz yok.
elimize bir kaç sene öncesinin fotoğraflarını alırız bazen.fotoğraf bağırır ne kadar değiştiğimizi yüzümüze.bakakalırız şimdiki bizle geçmişteki biz arasındaki farka şaşkınlıkla.zamanın ne kadar da insafsız olduğuna söyleniriz ama nafile..
bazen eskiyi düşünürüz.babalarımızın anlattığı masalları..o masallar bir zaman sonra tavsiyelere dönüşür.tavsiyeleri yakınmalar izler.sonra babalarımız bizi dinler olurlar.ve bir zaman gelir ki artık babalarımız ne konuşabilir ne de bizi duyabilirler.zaman böyle hapis eder işte insanı sınırları olmayan mapusunda..
bazen bir kaç saatin geçmesi aylar gibi gelirken,yılların ne kadar da gaddar olduğunu anlayabiliyoruz düşününce.tek haneli rakamdaki yaşlarımızı dün gibi hatırlamaz mıyız?ya sanki sonsuza dek bitmeyeceğini sandığımız saklambaç oyunlarını?elbette hatırlarız ama elemle.çünkü zaman bizi çoktan sobeledi..
zaman bize ne güzel de hükmediyor.bir gün gelecek gülücüklerimiz de takma olacak dişlerimiz gibi.kimimiz bunamış,kimimiz yatalak.aramızdan erken ayrılan dostlarımızı,kaybettiğimiz yaşlarında hatırlayacağız hep yaşasalar aslında ihtiyar olacaklarını bilerek.ve yine zaman gelecek ziyaretimize çocuklarımız,torunlarımız gelip,dualarını edip,çekip gidecekler bayramdan bayrama..
yazan Burak Sevim zaman: Çarşamba, Kasım 01, 2006 6 yorum
Pazartesi, Ekim 23, 2006
denge

artık geç..hayat terazimiz sola yatmaya başladı.dengemiz bozuluyor.umudumuzla hayal kırıklıklarımız birbirine karışıyor ve gri bir sis bulutu kaplıyor ortalığı ki bu da birinin siyah diğerinin beyaz renkle ifade edilebilmesinin bir sonucu olsa gerek..
çevremizi pastel boyalı arkadaşlıklar kaplamış.evet pastel boyalı..tamamen boyalı değil,yer yer boşluklu arkadaşlıklar.menfaat mi dolduracak acaba bu boşlukları yoksa arkadaş ticareti yapmak son derece doğal mı denge kurulmuş ortamlarda.terazi biraz daha sola yattı sanırım.çıkar-arkadaşlık ilişkisi fonksiyonuna dönmeye başladı terazi en doğru orantılısından.çıkar arttıkça arkadaşlık da artıyor,azaldıkça azalıyor.sol altta sağ üstte..
bazen sağa ağırlık olsun diye umudumu,ümidimi,hayalimi,düşümü koyuyorum ama nafile.hepsi içi boş birer kutu gibi.sanki bunlar da beni çoktan satmışlar da solu şahlandırıyorlar gibi.denge sola yatmaya devam ediyor..
denge sola yatmaya devam ediyor.ben bekliyorum hep bekliyorum.bir gün terazinin solu yeryüzünün soğuk bedenine değince ne olacak diye merak ederek bekliyorum..belki değdiği gün öldüğüm gündür.
yazan Burak Sevim zaman: Pazartesi, Ekim 23, 2006 4 yorum
Perşembe, Ekim 19, 2006
mesaj

bu mesajı çıkmazlarımın tam ortasından yazıyorum sana.Ne biraz sağ,ne biraz sol tam orta.bunu sana yazdığım yer karanlık ve puslu.Her an vahşi bir düş sömürücüsü gelip beni de düş koleksiyonuna katabilir.o yüzden şu satırları yazarken çok dikkatli olmalıyım..bi anlık dikkatsizlik ruhumun kanlarıyla mesajımın kalbini yıkayabilir.zaten bir tek düşlerimiz,hayallerimiz değil mi çıkmazlardan birazcık da olsa kafamızı çıkarıp rüzgarı hissetmemizi sağlayan?düşüm de sömürülürse artık mesajı almışın almamışın hiç bir önemi yok.
mesajın altına adımı yazmıyorum çünkü bu ıssız adanın her mahkumunun ortak adı karamsar değil midir?karamsarlıkla karanlık kelimelerinin kelime kökü aynı mıdır acaba?eğer öyleyse bu ada çok sistematik dizayn edilmiş her açıdan.ben bu karanlık adanın karamsar mahkumu olduğum sürece bu değişmeyecek.
mesaj sana ulaşır mı bilmiyorum.çok yollar gidecek,çok sular değecek camdan bedenine ve mesajı bir ananın yavrusunu sakınması gibi koruyacak sersem şişe.sen mesajı aldığında belki de onlarca suyun yapamadığını senin iki damla gözyaşın yapacak mesaja.acaba gözyaşın uçurabilir mi hayalimin mürekkebini.eğer öyleyse lütfen mesajımı sonuna kadar okumadan ağlama.çünkü bu mesaj benim hayatımın devamı için çok önemli..ve de senin hayatının devamı için.çünkü sen aslında tamamen bensin.yeter artık.daha fazla kendimden ikinci tekil şahıs gibi bahsedemeyeceğim.
sanırım geleneği bozamayacağım.işte mesajımın altına ismimi yazıyorum..tabi gönderici ile alıcı adının aynı olduğunu bilmemin komikliğine gülerek...
Karanlık Adanın Karamsar Mahkumu
yazan Burak Sevim zaman: Perşembe, Ekim 19, 2006 5 yorum
Pazar, Ekim 15, 2006
ölü et parçası

Yine hayatın girdabına düşmüşüz pervasızca..Ezanlar kimin için okunuyor,çanlar kimin için çalıyor?Bu görünen,gerçek ben miyim yoksa hayalimdeki küçük çocuğun acı acı gülümsemesi mi artık kestiremiyorum..Bildiğim tek şey ise hiçbir şeyi bilmediğim..Yada bilmediklerim köreltti mi bildiğimi?Acının rengi siyah mı oluyor yine?Yoksa beynimdeki gelgitler mi kararttı acımı bilemiyorum.Burnumdan verdiğim duman elbet yine ağzımdan geçecek ve biz soluyacağız o bol nikotinli havayı hep.
Yine mi silah sesleri arka sokağımda?Halbuki ne arka sokağım Teksas,ne de bizler Red Kit’in çağında yaşıyoruz.Küçük parçaları birleştirerek sonuç alma ustalığıma da ne oldu?Artık o da mı yok,beni çaresizliğime terk eder cinsten?Yine mi yalnızım?Son yudumlarını mı yaşıyorum özgürlüğün yoksa çoktan mı mahkum olmuşum.Beynim darağacında sallanırken kalbimin kalbi sızlamaz mı?Yanmaz mı hiçbir zaman,hiçbir zaman sönmeyen meşale.Yada tamamen bizlerin uydurması mı Güneş?
Ölüm önce bedeni mi öldürür ruhu mu?Yoksa ruhu çoktan ölmüş et parçalarıyla anlamsız zaman mı geçiriyoruz farkına varmadan.Farkına varmadan..Farkına varmadan..Aldığımız her oksijenin ve verdiğimiz her karbondioksitin bizi ölüme yaklaştıran başka bir adım olduğunun farkına varmadan..
Psikolojik olarak çökmüş bir yaşamın doğaya adaptasyon cebelleşmeleri ne kadar da komik.Bana beni armağan ederken benden beni çalmayı aynı anda başaran ne olabilir ki bu cebelleşmelerden başka?Yine başa mı dönüyorum?Yoksa yine mi ölüyorum..Pardon ben zaten bir ölüyüm..
yazan Burak Sevim zaman: Pazar, Ekim 15, 2006 4 yorum



