Cumartesi, Şubat 16, 2013


Yavşak yan kesiciler

Gölgelerin ışıkla aydınlanması
Nasıl bir gizemdir bilinmez
Sen ışığı direk göremezken
Yansıması gölgeleri yok eder
Sana sorarım ışık
Yaptığın çok mu şık?
Oysa mahallemizde çok sevilir gölgeler
Neden çalarsın gölgemizi
Mahvettiğin yetmedi mi bölgemizi
Hem mahvedeceksin
Hem de biz seni direk göremeyeceğiz
Yok ya daha neler
Bu kadarı da yavşaklık
Biraz da yan kesicilik
Doğanın kanunu desem uymuyor
Fizik desem optik desem
Ona da kafam basmıyor
Hem gölgemizi çalacaksın
Hem de boku yansımaya atacaksın
Yok yok bu gerçekten yavşaklık
Fazlasıyla yan kesicilik
Bir de zaten senin gibidir hep siyasiler
İlgiliymiş gibi görünürler
Dinlerler yalandan
Harcarlar zamandan
Çekip giderler mekandan
E noldu şimdi?
İş bulabildim mi?
Hayır
Eğitim düzeyi arttı mı?
Yok
Kriz bitti mi kriz?
Ne krizi?
Babalar, anneler, ablalar, abiler
Sizce de yüzyıllardan beri her yerde aynı değil mi bu yavşak yan kesiciler?

Perşembe, Temmuz 22, 2010

arabesk

zeynep'e..


işte şimdi gidiyorum..sonu karanlığın iki üç ton açığı olan bilinmezlere..dünya ne kadar da ağırmış hissedebiliyorum artık..duygularım birbirine girmiş; sesi görüyor, kokuyu işitiyorum..

ağlamak kolay, gözyaşında boğulmak zor derler..işte ben bugün tam olarak kendi gözyaşımda boğuluyorum..ruhumu yakmışım aşksızlığın verdiği üşümeden..o yüzden size duygusuz gelebilirim..belki de bu yüzden ağlıyorum..

gitmekten değil ama en çok da geri dönememekten korkuyorum..ya da döndüğümde gittiğimdeki gibi bulamamaktan..

işte bugün katıyorum yanan ruhumun yanına geçmişimi, geleceğimi, şimdimi..alevler daha da büyüyor..her şeyi yakıyorum..seni bugün her bir hücrene kadar yakıyorum..kafamda öldürüyorum seni..

işte şu an Allahına kadar gülüyorum..neden güldüğümü bilmiyorum..ya zihnimde yaktığım devasa ateşin verdiği huzur beni güldürüyor ya da içinde yaşadığımız arabesk dünyanın boktanlığına gülüyorum..bilmiyorum..

Perşembe, Mayıs 31, 2007

onbeş dakika


saatine baktı vapura binerken çocuk..öğleden sonra üçü gösteriyordu saat.kapalı alanlara karşı fobisi yoktu ama açık hava ona her zaman daha iyi gelirdi..hele giden bir vapurun rüzgarı delip geçmesindeki açık hava..güverteye geçti çocuk bu sebeple..vapur hareket etmeye başlamıştı..sağına baktı çocuk..galata kulesi göz kırpıyordu..rüzgar okşuyordu saçlarından akarak tenini..bu güneşte ne de iyi gelmişti..birden o belirdi karşısında..asaletlice bir yürüyüşü vardı..saçları beline kadar iniyordu..beyaz tenini sarı saçları gizlemeye çalışsa da mavi gözleri ışıl ışıl parlayarak yüzünü aydınlatıyordu sanki..belli ki o da çocuk gibi kapalı yerlerde bunalanlar familayasındandı..ne olduğunu anlayamadı çocuk..daha önce hiç böyle olmamıştı..farklı olan birşeyler vardı..çocuk anlamlandırmaya çalışıyordu..işin içinden çıkamadı..ona doğru yürüdü..sigarasını ateşliyordu o..çocuğun geldiğini gördü..sigarasını ateşlemeden yan gözlerle çocuğa baktı.."Ne istiyorsun?"..çocuk kekeleyerek "Bi sigara da bana verebilir misin" diyebildi sadece..o hiç bir tepki vermeden sigarasından bir tane de çocuğa çıkardı ve verdi..çocuk belli ki onla konuşabilmek için sigara istemişti..belki de bu ilk sigarasıydı..onunla başka türlü konuşmaya imkanı yoktu..sigarasını ateşledikten sonra da ayrılmadı çocuk onun yanından..o tekrar yan gözlerle baktı.."Sigaranı aldın işte..Git artık"..çocuk beklemediği bir darbe aldı.."Ben sadece belki de konuşabiliriz diye düşünmüştüm".."Benden uzak dur çocuk..Ben sana iyi gelmem..Git buradan..Konuşacak birşey yok"..çocuğun gözleri ağlamaklı oldu.."Ben sadece belki de konuşabiliriz diye düşünmüştüm".."Anlamıyorsun değil mi?Sen çok temizsin..Benimle konuşma isteğin de bir o kadar temiz..Ama ben o temizliğe denk paklıkta değilim..Ben kirlenmiş bir ruha sahipken seninle konuşmam hiç iyi olmaz..Kendi başının çaresine bakmalısın..Benimle olursan seni de kirletirim dünyamda..Sen çok temizsin..Bense çok kirli..Git buradan..Al bu sigarayı da..Dediklerimi anladığını düşünürsen içersin..Sakın ağlama..Güçlü ol.."çocuk ağlıyordu..vapur da istikametine varmıştı..yaşlı gözlerle saatine baktı çocuk..üçü çeyrek geçiyordu..sigarayı aldı cüzdanın arasına itinayla yerleştirdi..arkasına döndü..ona baktı..o da ağlıyordu..belki de bu onu,annesini,son görüşüydü..çocuk ağlayarak kalabalık arasında kayboldu..

Salı, Nisan 17, 2007

yolda sensizlik


hep yalnız yürüdüm bu yolda.sen varken sensiz yüremek çok koyuyormuş adama.sonra yolumdaki ağaçlar tanıdık gelmeye başladı bana..hep aynı yolu mu yürüyorum farkına varmadan?
aklıma birşeyler geldi bunu anlamak için..cebimden çıkardım kalemimi ve solumdaki ağaçlardan birinin bağrına "Kader" i kazıdım..canı yanmış mıydı acaba ağacın?
yürümeye devam ettim.tabi sen hala yoktun.ara sıra beynimde belli belirsiz görüntüler kiminin gerçek yaşam dediği..benim bütün realitemin bu yol olduğunu bilselerdi..
derken ağaçlar tekrar tanıdık gelmeye başladı..sanırım "Kader" i kazıdığım ağaca yaklaştım..soluma bakındım ama "Kader" i göremedim ağacımda..bir kaç adım attım yalnızlığa.durdum..az önceki ağaçta ters olan birşeyler vardı..yaklaştım hemen..birisi silmiş "Kader" i.bunu senin yaptığını anlamam uzun sürmedi tabi.belli ki bu yolun hep aynı olduğunu,sürekli belli bir dairesel alanda yürüdüğümü anlamamı istemiyorsun.bunu senin yaptığını hemen anladım..sen kokuyor bütün yol..senin kokunu her yerden alırım ben..gerekirse yolun sonunda olsun gene de alırım..pardon yolun sonu diye birşey yok..yolun sonu tam olarak bulunduğum yer..
şimdi bana diyorsun ki işte bu yolun çıkışı burası..kaç,kurtul buralardan..bana diyorsun ki ağaca yazdığın yazıyı okumadan mı yazdın..kader böyle istedi diyorsun..kaç,kurtar kendini diyorsun..
ben sana ulaşamadığım ve asla ulaşamayacağım bu yolda çok mutluyum..kurtulmak isteyen de kim?yolda yürümeye devam ediyorum..senin sildiğin "Kader" in yanına gelmişim..sildiğin yerin hemen altına "Lütfen hayata sarılmayı dene..Benim için yap bunu" yazıyorum..
senin yazıya ne yapacağını bilmiyorum..bildiğim tek şey baktığım yerin gördüğüm yer olmadığı..gördüğüm yer ise senin suretin,kalbin ve sana olan yalın ve beklentisiz aşkım..

Pazar, Nisan 15, 2007

papatyalar



bazen dilimi yakar ismin
bazense kalbimi sevgin
dinlediğim her güzel şarkıda yüzün aklımdayken
nasıl yoksayabilirim olamayanları
hadi git başka başka yerlerde ateşle en büyük yangınlarını
nasılsa hepsi sönecek bilirim
kimse yakıt yapamaz kalbini,kanını aşkına benim kadar
bu hayatta ya varsın ya yoksun derken
Şimdi senden kalan ellerimde
Hep sevmiyor sevmeyecek de diyen papatyalar..

Çarşamba, Nisan 11, 2007

ben

ağzımdaki zehirde muhtemelen üç dört nefeslik ölüm kaldı.etrafım kalabalık ve bu kalabalık anlık.hepsi benim yanımdan yere yığdığım bana bakıyorlar.hem yığılanın hem yığanın ben olduğumu bilselerdi..
kalkıyor yerdeki ben zorlana zorlana..yüzündeki kanları temizliyor.yanıma yaklaşıyor.ağzımdan sigarayı çekiyor.bir nefes ölüm de o alıyor ve geri veriyor ölümümü bana.
Ölümden nefes çekme sırası bendeyken bana karşı konuşmaya başlıyor mağlup ben:
"beni ancak sen devirebilirdin.burdakilerin birçoğu belki de beni saniyelik zamanda öldürebilecek güce sahipken,bunların içinden beni ancak sen yıkmayı başarabilirdin."
gülüyorum pis bir şekilde sigarayı yudumlarken:
"madem öyle son dövüşünde niçin aramızdaki en aciz olanı seni yerle bir etti?"
bu sefer ben gülüyorum ve konuşmaya başlıyorum elimde sigara olmaksızın:
"o beni yerle bir etmedi..edemez de..çok kötü hırpaladı kabul ediyorum ama beni yerle bir etmedi.."
bir anda elimde bir sigara beliriyor ve tekrar ben konuşmaya başlıyorum:
"güldürme beni adamım..o aciz seni kötü benzetti.ona karşı bile kendini savunacak gücün yok.."
sigara kayboluyor:
"anlamıyorsun değil mi..yıkılmak dayak yemek değildir.o acizin yumrukları hayatın yumruklarının yanında gıdıklar sadece beni ki hayatın beni nakavt etmesi bile yıkılmak değildir.."
elimdeki sigaranın artık ellerimi ısıttığını hissediyorum..bitiyor marketten az önce aldığım ölümün yirmide biri:
"neler saçmalıyorsun sen..ne demek istiyorsun..hiçbir şey anlamıyorum.."
elime bakıyorum sigara yok:
"anlamak için görmek gerekir.görmek zordur ama bir o kadar da kolaydır..yeter ki doğru yerden bak..unutma beni ancak sen devirebilirsin.."
sigaranın son yudumunu çekiyorum ciğerlerime.izmariti yere atıyorum ama artık karşımda değilim.. karşımda sadece az önceki kalabalık..aklımda sorular var..acaba galip ben,beni tam olarak anladı mı..onunla konuşmam lazım..birkaç kişiden sigara isteyecek oluyorum..kimse ölümünü benle paylaşmak istemiyor..çaresiz anladığını umuyorum galip ben'in,beni..sonra aklıma sigarayı yakmadan önceki ilk sözlerim geliyor:
"kural bir,kimseye bizden bahsetmeyeceksiniz..kural iki,kimseye bizden bahsetmeyeceksiniz..ve kural üç,bu gece ilk sigaranızsa herkes kendiyle yüzleşmek zorunda.."
bu cümleleri ben mi kurdum yoksa ben mi kurdum hatırlamıyorum..

Cuma, Mart 09, 2007

yalnız kurt


eskiden de böyleydi.ebevynleri dışında kimseye güvenemezdi yalnız kurt.hep bir umut güvenmeye çalıştı diğerlerine.her denemesi hüsranla sonuçlandı.ama yılmadı.hep "belki" dedi.her belkisi onu daha da zedeledi.
sonra biraz büyüdü.diğer her kurt gibi avlanması gerekiyordu.artık ebeveynleri ondan çok uzaktaydı.türdaşları gibi yalnız yaşıyordu.hoş ebeveynleriyle kalsa o yaşlı kurtların da bulduğu anca kendilerine yetiyordu.avlanmayı denedi bir süre.ama beceremiyordu.diğerleri gibi olamıyordu.türdaşlarına son derece normal gelen şeylere yalnız kurt bir anlam veremiyordu.
kıyamadı mesela bir gün bir tavşana.günlerdir de sadece otlarla çalılarla oyalıyordu etobur midesini.bir tavşana çok açtı.kaç zamandır bekliyordu bu tavşanı.tavşana çok yaklaştı.ama tavşan çok güzel ve çok masumdu.bir saniyede işini bitirebilecek kadar yakındı tavşana.tekrar baktı.adımlarını geri geri atarak uzaklaştı.kıyamamıştı bu tavşana da.tam oradan ayrılırken tavşanın tiz sesleri geliyordu.çığlık atıyordu tavşan.iyice yaklaştı çalılara ve türdaşlarından iki tanesi tavşanı dişlemeye çalışıyordu.tavşanın yapabileceği hiçbir şey yok.biçare...ama yalnız kurt da en az onun kadar biçare:"doğanın kanunu bu,doğanın kanunu".bu saçma kanun hep elini kolunu bağlardı ama ilk kez bu kadar üzdü onu.çünkü türdaşları kanunun gerekçelerini yerine getirdikten sonra birbirlerini eğlendirmek adına saçma sapan laflar konuştular tavşanla ilgili.yalnız kurtun yüzü düştü.sağ gözünden bir damla gözyaşı geldi.işte o gün orada türdaşlarının ettiği o kelamlar kırılma noktasına getirdi yalnız kurtu:"sizinle türdaş olduğum güne lanet olsun.keşke sizle aynı olacağıma bir taş olarak yaratılsaydım" dedi kendi kendine..

Pazar, Aralık 17, 2006

meridyen


"biz" küçüktük.koştuk,oynadık günlerce,haftalarca.resmin resmimdi yukarıdan döne döne düşerken.
ben çok umursamazdım seninle hala "biz" iken.har vurup harman savuruyordum "biz"i "biz"sizliği düşünmeyerek.sense çok bağlıydın "biz"e.ben ne kadar vurdum duymazsam sen o kadar bağlandın umutsuzluğun umuduna.
sonra büyüdük.koşar adımlarımız yavaşladı her ne kadar istemesek de.büyüdükçe anladık hayatı,zamanı,gerçeği,yalanı.ben "biz"in benim için ne kadar önemli olduğunu anladım.nefes almaktı "biz" oksijensiz ortamlarda.ya da hayata sarılma olduğunu anladım "biz"sizlikte beyaz kağıdı anlamsız anlamsız karalarken.ama artık geçti sanırım.geç kalmıştım "biz"e sayısını sayamadığım nikotin aralarında.çünkü biz artık "biz" değildik.sen uzaktaydın ve senin şu anda olduğun meridyenin uzatısı tam kalbimden geçmekte.
bazen boş gözlerle izliyorum hayatı en ön koltuktan.hayat bir oyun ben bir seyirci sense çok uzak.sen bilmem kaçıncı rüyanı görürken ben emin ol sayısını sayamadığım nikotin aralarına bir yenisini ekledim.
ey kalbimi deşen meridyen.sence öbür ucundaki insan yeni yeni insanlarla yeni yeni bizler oluşturabilir mi?ya da bu oluşum "biz" olabilir mi?sanmıyorum."biz" sen ve ben demek.hiç bir dil kitabında sen ve üçüncü tekil şahıs "biz" değildir.
şu lanet uzağı yakınlaştıralım.tekrar "biz" olalım.ben sen olayım sen de ben.karışalım birbirimize.bu adam "biz"i çok özledi sessizce...

(Bu yazı yaşanmış bir olayın derlemesidir.Canım kardeşim,dostum,kankam olan kişiye ithaf edilmiştir isim verilmeksizin)

Çarşamba, Kasım 01, 2006

zaman


zaman geçiyor.ne yaparsak yapalım geçiyor.durduramıyoruz çünkü aslında farkında değiliz zamanın gidişatından.anlamayız onun geçtiğini.hem de bu kadar hızlı akarken.geriye dönsek anlayacağız aslında zamanın geçtiğini ama dönemeyiz işte.belki de korkaklığımızdan.zamanın geçmesini sindiremeyeceğimizden.belki de aslında farkındayız zamanın geçtiğinin ama bunu kendimize bile itiraf edecek gücümüz yok.

elimize bir kaç sene öncesinin fotoğraflarını alırız bazen.fotoğraf bağırır ne kadar değiştiğimizi yüzümüze.bakakalırız şimdiki bizle geçmişteki biz arasındaki farka şaşkınlıkla.zamanın ne kadar da insafsız olduğuna söyleniriz ama nafile..

bazen eskiyi düşünürüz.babalarımızın anlattığı masalları..o masallar bir zaman sonra tavsiyelere dönüşür.tavsiyeleri yakınmalar izler.sonra babalarımız bizi dinler olurlar.ve bir zaman gelir ki artık babalarımız ne konuşabilir ne de bizi duyabilirler.zaman böyle hapis eder işte insanı sınırları olmayan mapusunda..

bazen bir kaç saatin geçmesi aylar gibi gelirken,yılların ne kadar da gaddar olduğunu anlayabiliyoruz düşününce.tek haneli rakamdaki yaşlarımızı dün gibi hatırlamaz mıyız?ya sanki sonsuza dek bitmeyeceğini sandığımız saklambaç oyunlarını?elbette hatırlarız ama elemle.çünkü zaman bizi çoktan sobeledi..

zaman bize ne güzel de hükmediyor.bir gün gelecek gülücüklerimiz de takma olacak dişlerimiz gibi.kimimiz bunamış,kimimiz yatalak.aramızdan erken ayrılan dostlarımızı,kaybettiğimiz yaşlarında hatırlayacağız hep yaşasalar aslında ihtiyar olacaklarını bilerek.ve yine zaman gelecek ziyaretimize çocuklarımız,torunlarımız gelip,dualarını edip,çekip gidecekler bayramdan bayrama..

Pazartesi, Ekim 23, 2006

denge


artık geç..hayat terazimiz sola yatmaya başladı.dengemiz bozuluyor.umudumuzla hayal kırıklıklarımız birbirine karışıyor ve gri bir sis bulutu kaplıyor ortalığı ki bu da birinin siyah diğerinin beyaz renkle ifade edilebilmesinin bir sonucu olsa gerek..

çevremizi pastel boyalı arkadaşlıklar kaplamış.evet pastel boyalı..tamamen boyalı değil,yer yer boşluklu arkadaşlıklar.menfaat mi dolduracak acaba bu boşlukları yoksa arkadaş ticareti yapmak son derece doğal mı denge kurulmuş ortamlarda.terazi biraz daha sola yattı sanırım.çıkar-arkadaşlık ilişkisi fonksiyonuna dönmeye başladı terazi en doğru orantılısından.çıkar arttıkça arkadaşlık da artıyor,azaldıkça azalıyor.sol altta sağ üstte..

bazen sağa ağırlık olsun diye umudumu,ümidimi,hayalimi,düşümü koyuyorum ama nafile.hepsi içi boş birer kutu gibi.sanki bunlar da beni çoktan satmışlar da solu şahlandırıyorlar gibi.denge sola yatmaya devam ediyor..

denge sola yatmaya devam ediyor.ben bekliyorum hep bekliyorum.bir gün terazinin solu yeryüzünün soğuk bedenine değince ne olacak diye merak ederek bekliyorum..belki değdiği gün öldüğüm gündür.

Perşembe, Ekim 19, 2006

mesaj


bu mesajı çıkmazlarımın tam ortasından yazıyorum sana.Ne biraz sağ,ne biraz sol tam orta.bunu sana yazdığım yer karanlık ve puslu.Her an vahşi bir düş sömürücüsü gelip beni de düş koleksiyonuna katabilir.o yüzden şu satırları yazarken çok dikkatli olmalıyım..bi anlık dikkatsizlik ruhumun kanlarıyla mesajımın kalbini yıkayabilir.zaten bir tek düşlerimiz,hayallerimiz değil mi çıkmazlardan birazcık da olsa kafamızı çıkarıp rüzgarı hissetmemizi sağlayan?düşüm de sömürülürse artık mesajı almışın almamışın hiç bir önemi yok.

mesajın altına adımı yazmıyorum çünkü bu ıssız adanın her mahkumunun ortak adı karamsar değil midir?karamsarlıkla karanlık kelimelerinin kelime kökü aynı mıdır acaba?eğer öyleyse bu ada çok sistematik dizayn edilmiş her açıdan.ben bu karanlık adanın karamsar mahkumu olduğum sürece bu değişmeyecek.

mesaj sana ulaşır mı bilmiyorum.çok yollar gidecek,çok sular değecek camdan bedenine ve mesajı bir ananın yavrusunu sakınması gibi koruyacak sersem şişe.sen mesajı aldığında belki de onlarca suyun yapamadığını senin iki damla gözyaşın yapacak mesaja.acaba gözyaşın uçurabilir mi hayalimin mürekkebini.eğer öyleyse lütfen mesajımı sonuna kadar okumadan ağlama.çünkü bu mesaj benim hayatımın devamı için çok önemli..ve de senin hayatının devamı için.çünkü sen aslında tamamen bensin.yeter artık.daha fazla kendimden ikinci tekil şahıs gibi bahsedemeyeceğim.

sanırım geleneği bozamayacağım.işte mesajımın altına ismimi yazıyorum..tabi gönderici ile alıcı adının aynı olduğunu bilmemin komikliğine gülerek...

Karanlık Adanın Karamsar Mahkumu

Pazar, Ekim 15, 2006

ölü et parçası


Yine hayatın girdabına düşmüşüz pervasızca..Ezanlar kimin için okunuyor,çanlar kimin için çalıyor?Bu görünen,gerçek ben miyim yoksa hayalimdeki küçük çocuğun acı acı gülümsemesi mi artık kestiremiyorum..Bildiğim tek şey ise hiçbir şeyi bilmediğim..Yada bilmediklerim köreltti mi bildiğimi?Acının rengi siyah mı oluyor yine?Yoksa beynimdeki gelgitler mi kararttı acımı bilemiyorum.Burnumdan verdiğim duman elbet yine ağzımdan geçecek ve biz soluyacağız o bol nikotinli havayı hep.

Yine mi silah sesleri arka sokağımda?Halbuki ne arka sokağım Teksas,ne de bizler Red Kit’in çağında yaşıyoruz.Küçük parçaları birleştirerek sonuç alma ustalığıma da ne oldu?Artık o da mı yok,beni çaresizliğime terk eder cinsten?Yine mi yalnızım?Son yudumlarını mı yaşıyorum özgürlüğün yoksa çoktan mı mahkum olmuşum.Beynim darağacında sallanırken kalbimin kalbi sızlamaz mı?Yanmaz mı hiçbir zaman,hiçbir zaman sönmeyen meşale.Yada tamamen bizlerin uydurması mı Güneş?
Ölüm önce bedeni mi öldürür ruhu mu?Yoksa ruhu çoktan ölmüş et parçalarıyla anlamsız zaman mı geçiriyoruz farkına varmadan.Farkına varmadan..Farkına varmadan..Aldığımız her oksijenin ve verdiğimiz her karbondioksitin bizi ölüme yaklaştıran başka bir adım olduğunun farkına varmadan..

Psikolojik olarak çökmüş bir yaşamın doğaya adaptasyon cebelleşmeleri ne kadar da komik.Bana beni armağan ederken benden beni çalmayı aynı anda başaran ne olabilir ki bu cebelleşmelerden başka?Yine başa mı dönüyorum?Yoksa yine mi ölüyorum..Pardon ben zaten bir ölüyüm..